PDF -Untitled - Prof. Dr. Gönül TANKUT ile Söyleşi * Koruma Siyasal Bir Silahtır
Wait Loading...


PDF :1 PDF :2 PDF :3 PDF :4 PDF :5 PDF :6


Like and share and download

Prof. Dr. Gönül TANKUT ile Söyleşi * Koruma Siyasal Bir Silahtır

Untitled

Prof. Dr. Gönül TANKUT ile Söyleşi * Koruma Siyasal Bir Silahtır PDF Prof Dr Gönül TANKUT TMMOB Şehir Plancıları Odası spo tr resimler ekler eb69a3cb9230045 ek pdf PDF prof dr gönül tankut ankara kitaplığı METUcrp metu edu tr Prof Dr Gönül 20Tankut 20Ankara 20Kitaplığı 0 pdf

Related PDF

Prof Dr Gönül TANKUT - TMMOB Şehir Plancıları Odası

[PDF] Prof Dr Gönül TANKUT TMMOB Şehir Plancıları Odası spo tr resimler ekler eb69a3cb9230045 ek pdf
PDF

profdrgönül tankut ankara kitaplığı - METU

[PDF] prof dr gönül tankut ankara kitaplığı METUcrp metu edu tr Prof Dr Gönül 20Tankut 20Ankara 20Kitaplığı 0 pdf
PDF

Gönül Tankut - METU Journal of the Faculty of Architecture

[PDF] Gönül Tankut METU Journal of the Faculty of Architecturejfa arch metu edu tr archive 0258 5316 2007 cilt24 153 158 pdf
PDF

PROF DR GÖNÜL TANKUT ARAfifiTIRMA GÖREVL - Bilim Teknik

[PDF] PROF DR GÖNÜL TANKUT ARAfifiTIRMA GÖREVL Bilim Teknik bilimteknik tubitak gov tr system files kentler pdf
PDF

Untitled - ResearchGate

[PDF] Untitled ResearchGate researchgate profile Beldelerine Yabanci Planlar pdf
PDF

Untitled

[PDF] Untitled farc emu edu tr Gazimagusa 20Sympusiom 2099 pdf
PDF

Prof. Dr. Gunter Dueck Neues Lernen und Lehren in der digitalen Welt

Versicherungsforen-Themendossier - Messekongresse der

“Dueck for Presi dent” – Anfrage der Piratenpartei Professor Manager CTO Lernen für das Leben? > Lean Brain Bildungswesen Erziehung zu goo auf eine neue innere Bedeutung unse res Lebens “ Prof Dr

  1. Neues Lernen und Lehren in der digitalen Welt
  2. prof
  3. dr
  4. gunter dueck
  5. jetzt neu
  6. Professor
  7. Lernen für das Leben
  8. auf eine neue innere Bedeutung unse
  9. Der digi-soziale Weg zu neuen
  10. eine Keynote von Prof

Prof. Dr. Hasan Tahsin FENDOĞLU

7 Nisan 2017 Cuma - Hacettepe Üniversitesi

hasantahsinfendoglu hasan tahsin cv pdf Prof Dr Hasan Tahsin FENDOĞLU Türk Anayasası ve Avrupa Birliği Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Yayın hasantahsinfendoglu dokumanlar makaleler ANAYASA Prof Dr Hasan Tahsin FENDOGLU1 I BİREYSEL BAûVURU HAKKI Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla Anayasa

Prof. Dr. Josef Schneeberger Fachhochschule Deggendorf SCHEMA GmbH

Berufsbegleitende Weiterbildung für RZ-Mitarbeiter - Faktor Wissen

PDF deggendorf university of applied sciences Bern University of ti bfh ch 09 Kooperation mit Wirtschaft in der HS Deggendorf pdf PDF Programm Forum Künstliche Intelligenz 2019 forum ki eu Programm Forum Kuenstliche

PDF 1 Der Forscher und Lehrer Karlheinz Küting wiwi uni rostock de 2015 02 13 Der Forscher und Lehrer Karlheinz Küting Version 2015 02 05 final pdf PDF Veröffentlichungen Prof Dr Michael Dusemond md consultant

PROF. DR. M. FAHRETTİN KIRZIOĞLU İLE HATIRALARIM-I

Avrupa Birliği'nin Suriyeli Mülteci Politikasına - Eğitim Bir Sen

9 Mar 2016 Prof Dr Mehmet ÖZCAN Göçmenlere Yönelik Eğitim ve Eğitim Programları Doç Mevla'm gör diyerek iki göz vermiş, bilmem ağ lasam mı KIRZIOĞLU M Fahrettin, Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçak lar,

  1. Dr
  2. m gör diyerek iki göz vermiş
  3. KIRZIOĞLU M
  4. Fahrettin
  5. KIRZIOĞ-
  6. LU M
  7. M

PDF Untitled pak Unternehmensberatung GmbH pak ub de fileadmin download pak referenz 1 pdf PDF Prof Dr Manfred J Neumann Kanzlei Prof Dr MJNeumann notar neumann de publikationen pdf publikat cont5 pdf PDF Prof

hgfv de hgfv pdf 00 pub24 inhalt pdf B Die generelle Zulässigkeit von Änderungsklauseln 6 C Die Grundlagen der Wirksamkeitsanforderungen an Änderungsklauseln 8 I § 315 BGB 8 II § 41 VAG 8 III §§ 9, 10 Nr 4 AGB Gesetz

Prof. Dr. med. U. Schauer. Prof. Dr. med. R. Petzoldt

Aus der Klinik für Kinder und Jugendmedizin Hospitals in

czech in espd2019 bios Has bio pdf Prof Dr med Cristina Has Germany Description of the main domain of research The main field of interest is genetic skin disorders C Has is internationally recognized for her work on the genetic basis of genodermatoses, in

Home back16651666 1667166816691670 Next

Gönül TANKUT ile Söyleşi * Koruma Siyasal Bir Silahtır...

Description

Prof.

Gönül TANKUT ile Söyleşi*

“Koruma Siyasal Bir Silahtır”

Sunuş 26.

Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu sırasında Şehir Plancıları Odası,

şehir planlama mesleğine katkıda bulunan değerli bilim ve meslek insanlarına Katkı ve Teşekkür Plaketleri vermişti.

O gün kendisine plaket verilen değerli hocamız Gönül Tankut’u takdim ederken “...yıllarca koruma kurullarında görev almış,

ülkemizin tarihsel kültür varlıklarının korunmasına öncülük etmiştir...” ifadesi kullanılmıştı.

Gönül hocanın çok zengin olan mesleki ve akademik yaşamının önemli bir bölümü koruma konusu üzerine çalışarak geçmiştir.

Bu gerçekten hareketle,

Sayın Tankut’la Planlama Dergisi için bir söyleşi yaparak Türkiye’nin koruma alanında bugüne kadar gerçekleştirdiklerini,

bu alandaki sorunları ve çözüm önerilerini ele almayı hedefledik.

Söyleşiyi yapmayı planladığımız sırada ise 2863 Sayılı Koruma Kanununda değişiklik yapan bir yasa çalışması gündeme geldi ve kısa sürede TBMM’de kabul edildi.

Bu gelişme söyleşimizin içeriğinin belirlenmesinde etkili oldu.

Söyleşide koruma konusunu çeşitli boyutları dahilinde ele alırken,

yeri geldiğinde de yasadaki değişiklikleri değerlendirdik.

Söyleşiye verdiğimiz başlık ise önceden belirlediğimiz bir şey değildi.

PLANLAMA 2004/2

Sayın Gönül Tankut ile Osman Balaban 20 Temmuz 2004 tarihinde görüştü.

Söyleşiyi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğumuz teknik gereçleri Banu Aksel Gürün ve Burak Beyhan sağladılar.

Kendilerine teşekkür ederiz.

OSMAN BALABAN- Hocam,

söyleşimize genel bir değerlendirme ve bilgilendirme yaparak başlayalım isterseniz.

Türkiye’de doğal,

kültürel ve tarihi varlıkların korunması konusu bugüne değin nasıl ele alındı

Türkiye gibi korunacak malzemesi çok kapsamlı olan bir ülkede bugün hala toplumsal dinamiklere erişmemiş bir konudur.

Ancak 1973-74 yıllarını Türkiye’de koruma konusu ile ilgili bir milat olarak,

mihenk taşı olarak düşünebiliriz.

Bunun anlamı şudur: O günkü Koruma Yasasına SİT kavramı o yıllarda eklenmiştir.

O güne kadar tek yapı ölçeğinde koruma söz konusuyken SİT kavramının eklenmesiyle bundan daha ileri gidilerek,

şehrin bütününün korunması söz konusu olmuştur.

Demek ki biz Türkiye’de bu anlamda korumanın geçmişini 73-74’ten bugüne doğru bir hesaplamayla bulabiliriz.

Türkiye’de doğal,

kültürel ve tarihi değerlerin korunması daha önce nasıl ele alınıyordu sorusuna gelelim.

Eski Eserler Yasası vardı

ondan sonra da aslında hiç bir şey yoktu bence.

Ne oldu o yıllarda

tek yapı üzerine politikalar üretildi.

Hatta bir de Koruma Kurulu vardı o yıllarda,

O kurulda bizim tanıdığımız eski hocalarımızdan insanlar da çalışmıştır.

Ama bu,

daha çok korumaya genel bir düzeyden bakan ve pek derine inmeyen,

nasıl korunacağına da değinmeyen bir oluşumdu.

Bu durumun yetersiz olması ve bu kadar zamandır da değiştirilmemesi,

fazla düzeltilmemesi nedeniyle daha sonra değineceğimiz sorunlar yaratıldı.

Bugün için koruma alanının bir sorunlar yumağı olduğunu ve bu sorunların nasıl çözüleceğinin de fazla belli olmadığını söyleyebiliriz.

O.B.- Hocam,

koruma konusunu çeşitli boyutları dahilinde ele almaya isterseniz korumanın toplumsal boyutu ile başlayalım.

Türkiye toplumunun koruma olgusuyla gerek bireysel,

gerekse örgütsel olarak ilişkisi nasıl gelişti

“SİT” gibi kavramların ortaya çıkmasından bugüne kadar koruma ile ilgili tüm kavramlar toplum tarafından yeterince kabul görmediler,

Kurulların üyeleri veya korumayla ilişkili belirli bir grup insan buna gönül verdi,

ama topluma eriştiği söylenemez.

alışılmamış bir mülkiyet davranışı ve kısıtlaması var koruma çalışmalarında.

Bunu o günkü mülk sahiplerine kabul ettirmek zordu,

o yüzden de kimse size bu yapıların korunmasının sağlanmasına yardım etmiyor,

onlara da hiçbir yardım yapılmıyordu.

Demek ki koruma,

bireylerin dünyasına giremedi,

Hatta bir esprimiz var

içine dönük bir tarikat halinde kaldı ve orada konuşuldu,

bir dahaki konuşmaya kadar diye.

Bunların arkasında kişilerin mülkiyetlerinden kaynaklı sorunlar var.

Tabii bu kentsel koruma ölçeğinde de var ancak ondan daha çok tek yapı ölçeğinde ortaya çıkıyor.

Şimdi Türkiye’de aşağı yukarı bütün şehirlerde bir tarihi merkez var,

o merkezde de çok fazla yapı var,

Buralardaki korumanın nasıl yapılacağı hiçbir şekilde özümsenemedi.

Neden

çünkü durum tespiti yapıldı ancak bundan sonra “şu plan yapılacak,

bu plan yapılacak” gibi yapı sahiplerine verilen görevler yapılamadı,

yapılanlar da tam denetlenmedi,

sonunda restorasyon planı da çıktıktan sonra yapıyı restore edecek para bulunamadı.

O yüzden bu biraz korumak gibi iyi bir niyetin sonucu olmasına rağmen,

mülk sahibini korumadan uzaklaştıran,

Bir kişinin yapısı tescil edilmişse eğer,

o artık kendini fena durumda hissediyor

çünkü kimse yardım etmeyecek,

o da zaten projeler yapmak için bir sürü para verecek filan.

Bu durum da böyle.

Korumanın yapılabilmesi için bunun önemi konusunda toplumun ikna edilmesi gerekiyor.

Ama bu bir defa zaman meselesidir,

ama insanlara yardım etmek gerekiyordu.

Biz kendilerine bıraktık her şeyi.

Kurulların ürettikleri kararlar kesindi ama yaptırımları yoktu.

Onun için mülk sahipleri de dolambaçlı yollara girdiler

haber vermeden değiştirdiler.

Sonuçta bu benimsenmedi,

Çünkü adamın başka da bir kaynağı yoktu

onu da düşündüğü gibi kullanamazsa,

yapacak başka şeyi de yoktu.

Demek ki koruma uygulaması bir bakıma devlet tarafından sert bir hareket oldu,

Ayrıca rant beklentileri de baskındı.

Mülkü üzerinden rant elde etme girişimleri de bozdu pek çok şeyi.

O.B.- Koruma faaliyetinin toplumla iyi ilişkisinin kurulabilmesi için,

Demek ki koruma,

bireylerin dünyasına giremedi,

Hatta bir esprimiz var

içine dönük bir tarikat halinde kaldı ve orada konuşuldu,

bir dahaki konuşmaya kadar diye.

PLANLAMA 2004/2

faaliyeti arasındaki yabancılaşmanın önlenmesi lazım galiba.

Kurulda bulunacak beş kişinin de bir miktar öteki disiplinlerden anlayan kişiler olması gerekiyor.

En azından sağduyusu olması lazım ki “bu zamanla gelişecektir”,

“o da zamanla daha çok uzmanlaşacaktır” denilsin.

G.T.- Tabii.

Yabancılaşma çok iyi bir tabir oldu.

Bunun altını çizmek lazım.

Yabancılaşmanın önlenmesi,

korumanın toplumla ilişkisinin kurulması için koruma terimlerinin Türkçeleştirilmesi lazım bir an evvel.

Acil bir sorun bu.

Toplum,

koruma uzmanlarının “restorasyon,

rölöve” filan derken neden bahsettiklerini anlamıyorsa bu bir yabancılaşmaya neden olur tabii.

Korumanın psikolojik bir boyutu da var,

korumanın önemi konusuna toplumun ikna edilmesi gerekir.

Bu nasıl sağlanır,

koruma nasıl kabul ettirilebilir

konuşarak ve yardım ederek yapılabilir.

O.B.- Koruma olgusunun yönetsel boyutuna değinecek olursak ne söyleyebiliriz

? Türkiye’de etkin bir koruma faaliyeti yürütebilmesi için,

yeterli düzeyde yönetsel örgütlenme sağlanabildi mi

? G.T.- Korumanın yönetsel boyutu,

belediyeleri sokuyor işin içine aslında.

Kültür Bakanlığından bu pek beklenmez aslında.

Uzun bir süre tartışıldı,

“Acaba koruma kurullarının yeri Kültür Bakanlığı mıdır,

yoksa Çevre Bakanlığı mıdır

Ama Çevre Bakanlığı’nın da yaptığı işlerden hiç böyle bir koruma perspektifinin ya da becerisinin olmadığı anlaşıldı,

onların hiç böyle bir yatkınlıkları yok galiba.

O yüzden bu da Kültür Bakanlığı’nda kaldı.

Fakat bütün dünyadaki uygulama belediyelerdedir.

Belediyelerin önemli bir koruma birimi vardır,

Bu belediyeler o koruma birimi içinde görevlerini yaparlar.

Belediyeler eliyle uygulanmalı dedik.

Ancak bunu söylerken bunun koşulunu da belirtelim.

Belediyelerin de bu konularda yetişmiş uzmanları olacak ve bir birimi olacak ki,

belediye bu işi becerebilsin.

Raci Bademli1 hocamızın İmar Dairesi Başkanı olduğu dönemde Ankara Büyükşehir Belediyesinde böyle bir kurul oluşturulmuştu ve daha da güçlenecekti ama sonradan bu devam ettirilmedi.

Yüksek Kurul var,

Yüksek Kurulun kararı kurulun üzerine çıkabilir

PLANLAMA 2004/2

kurul zaten yüksek kurulu hakem gibi de kullanabilir.

Mesela Türkiye gibi bir ülkede koruma konusu,

trafik konusu kadar önemli hatta ondan daha da önemli olduğundan bir özel mahkeme konusu olmalıdır

herhangi bir mahkemede bakılmamalı bu konuya.

Şimdi ne yazık ki bakılıyor.

Sonra bir de şunu söyleyebiliriz.

Bizim Anayasamız korumayı 63.

sosyal ve ekonomik haklar altında gösterir.

Halbuki mülkiyeti,

insan hakları altında gösterir.

Evet,

koruma sosyal haklar altında olmalıdır,

çünkü kamu yararı da vardır bunun içinde,

O önemli,

bir ülkenin geleceği demektir bu,

geçmişinden çok geleceği demektir.

Halbuki bunun olmaması da bu geleceği hem kısaltır,

hem de bazı durumlarda yok eder.

“Koruma Siyasal Bir Silahtır” diye düşünmeli ve hareket etmeliyiz.

O.B.- Kamu Yönetimi Reformu kapsamında ve 2863 Sayılı Koruma Yasasındaki değişikliklerde,

belediyelere koruma alanında birtakım yetkiler tanınıyor,

koruma uygulama ve denetim büroları kurulması öngörülüyor.

sizin söylediğiniz anlamdaki bir örgütsel veya yönetsel eksikliği gidermekte etkili olabilir mi

Ama şu var: Burada çalışacak kişiler bu işi bilecekler,

Örneğin sadece imar planı geçmişi olan,

deneyimi olan herhangi bir plancı yeterli olmaz.

Koruma konusunda bilgi ve deneyim sahibi uzmanların olması gerekir ki bu bürolar kanunda yazdığı biçimiyle kalmasın ve işe yarasın.

Koruma Yasasındaki değişiklikte kurul üyeleri arasına bir de hukukçu koyuyorlar.

Bence o iyi bir düşünce.

Kurulda başından sonuna kadar hukukçu olmalı ama bir “koruma hukukçusu” olmalı,

böyle birinin yetişmesi ve bu konularda uzmanlaşması gereklidir.

Bunlar yasal durumlarda işe yarayacaktır.

Zaman zaman mahkemeye veriyorlar bizi,

kararlarımız ile ilgili olarak.

Verecekler tabii ona hakları var.

O zaman mahkemeye kimi yollayacağız,

herhangi bir avukatı mı yollayacağız yahut Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın avukatını mı yollayacağız

Hukukçunun burada

Prof.

Raci Bademli,

doğru olarak önerildiği gibi,

her kurul toplantısına katılması gerekiyor.

kurullar var ve çalışıyorlar

Burada bir parantez açalım.

Bu uzmanlaşma işi anadan doğma olmuyor.

Nerede yetişiyor o,

o sistemin geliştirilmesi lazım.

Benim mesela korumayla ilişkim,

Antalya Kaleiçi Planını yapmakla başlar.

Ondan önce korumaya karşı ilgisiz değildim,

ama bu kadar da korumanın üstüne düşmüyordum

ama Antalya Kaleiçi Planını yapınca,

bütün bunlar da bunu etkiledi.

Şimdi korumanın ne olduğunu anlayan bir kişi olarak görülüyorum.

Ama bugün kurullar nasıl

? Gidip bakarsan yeterli uzmanlığa ya da birikime sahip olmayan kurul üyeleri olduğunu görürsün.

Bu durumun düzeltilmesi lazım.

Örneğin kurulda sanat tarihçisi olacaksa bu kişi binanın bütününü anlayacak,

anlayışa sahip olacak bir kişi olmalı.

Yalnızca modern resim üzerine çalışmalar yapmış bir kişi böylesi bir sanat tarihçisi ihtiyacını karşılayamaz.

Bunun başka meslek alanlarından da örnekleri bulunabilir.

Kurulda bulunacak beş kişinin de bir miktar öteki disiplinlerden anlayan kişiler olması gerekiyor.

En azından sağduyusu olması lazım ki “bu zamanla gelişecektir”,

“o da zamanla daha çok uzmanlaşacaktır” denilsin.

Bu özellikleri hiç olmayan birine bir şey diyemezsin.

Restorasyondan2 mezun olan birine,

diploması olan birine kalkıp da “Safranbolu’nun bütününü içeren bir koruma sistematiği oluştur” diyemezsin.

Koruma Kurulunda görev yapacak bir restoratörün Safranbolu’nun genelini anlayabilecek,

öyle bir tecrübeye ve birikime sahip olması lazım,

aynı zamanda mesela bu kişi Boğazköy’deki arkeolojiyi de hissedecek.

Bu zor

Sonra tabii 20 tane Koruma Kurulu var.

Farklılıklar oluyor,

Bu bir yerde çok öznel bir olay.

Bu kararları verirken yasaya uyuyorsun,

ama bir yerde de öznellik var.

Bir kurulun çıkardığı sonuç,

ötekinden biraz farklı olabilir.

Bir şehrin mirası ötekinden farklı olabilir.

O yüzden çok zor yanları olan bir iş.

O.B.- Burada belki şu soruyu sormak lazım bir de.

Kurulların iyi çalışmalarını sağlayacak koşullar ve olanaklar tanınıyor mu

birtakım baskılar da oluyor galiba.

G.T.- Baskılar var ama atlamalar da var,

Ama dediğin doğru.

O zaman bir defa kurul üyelerinin verdikleri kararlarda çok dikkatli olması gerekecek.

Bu kararların karmaşık olabileceğini kabullenecek.

Sonra tabii kurul sekreteryasının iyi olması da gerekiyor.

Sadece beş-altı kişi değil,

orada kocaman bir insanlar grubu var

asıl onlar iyi olacak ve kurullara yardımcı olacaklar.

Bu çok önemli.

Bakın,

Ankara’nın özelliği,

kaç senedir oluşmuş olan bir grup olmasıdır.

Artık öğrenmişlerdir iyice.

Bizim şehirci olan,

mimar olan virtüöz meslektaşlarımız var ve onlara güveniyoruz.

“Ben şöyle” diyorum derler,

Bütün herkesin de böyle olması gerekir.

ama kurulların arkasında öyle bir zenginliği olan,

onları destekleyen kurul sekreteryaları olması gerekir.

Esas onlar hazırlıyorlar,

Kurullarla ilgili birinci problem olarak söyleyebileceğim belki de şu: Doğru kişilerin kurullarda görev alması her zaman sağlanamıyor.

Sadece hoca olmak da yetmez kurul üyeliği için,

örneğin bürokratlar da olabilir.

Vakıflar Genel Müdürü gibi belki restorasyonu daha iyi bilir,

Bir de bu kişilerin tarih de bilmeleri gerekiyor,

Roma tarihini,

Zeugma’nın değerlendirilip kurtarılmasında ne diyecek adam

Kaç senedir

Restorasyon eğitimi almış.

PLANLAMA 2004/2

getiriyorlar konuları kurula.

Tabii dürüst olmak,

yasanın dışına çıkmamak da bir koşul kurul üyeleri açısından.

Sekreterya çok önemli,

Ayrıca sekreterya kurulun yardımcı birimi gibi değil ortak birimi gibi tanımlanmalı ve çalışmalı.

Bir de,

bugün mesela kurul üyeleri pek çok şeyi yerinde göremiyorlar

gidemiyorlar çünkü üyelere para vermiyorlar.

Kurul üyeliği yapmak masraflı bir iş haline geldi.

Herkes bu masrafı yapamaz.

Şunu diyelim: “Günümüzde birtakım genel sıkıntıların doğurduğu sıkıntılar da var,

bunların hepsi bir araya gelince tabii iyice zorlaşıyor iş” diyebiliriz.

Kurullar,

Bakanlığın en önemli birimlerinden biri olması gerekirken,

maalesef Bakanlık bu ilgiyi yeterince göstermiyor.

Yüksek Kurula da önemli görevler düşüyor yönetsel kademelenme içinde.

Neden

çünkü aşağıdaki kurulun,

Semavi hocanın 3 deyimiyle “alçak kurul”un karar veremediği durumlar olabiliyor,

Oralarda hakem olarak katılması gerekir.

Halbuki,

Yüksek Kurulun yüzde 50’sinden 1 eksiği kurul başkanlarından oluşur,

Ötekiler ise İçişleri Bakanlığının sözcüsü,

müsteşar yardımcısı gibi daha çok yönetimde uzman olan kişilerdir.

Belki burada danışmanlar grubu filan gibi daha bir teknik bilgisi olan,

donatılmış bir kurul haline gelmeli yüksek kurul.

Eskiden öyleydi,

çok daha sık bir araya gelirdik.

altı tane kurul başkanı var

bunların rotasyonla değişmesi lazım.

O değişmiyor,

kurullar arasında bağlantı hiç yok ve kararlar arasındaki bağlantı da Yüksek Kurulun daha zayıf,

atıl havası içinde yok oluyor.

Yoksa,

Demek ki ne dedik yönetim belediyeye geçmeli.

Ama burada bir şeyi daha vurgulayalım.

Bence merkezi yönetimin de bir katılımı olmalı,

özellikle de kamu alanlarıyla ilgili.

Onların da binaları var,

Ne tamamen özel kısma bırakmak ve de ne tamamen belediyeye bırakmak,

ama bir sistematik içinde geliştirmek gerekiyor PLANLAMA 2004/2

Prof.

Semavi Eyice,

Sanat Tarihçisi.

Belediyenin daha aktif içinde olduğu bir işbirliği mekanizması geliştirmek gereklidir.

O.B.- Mevcut durumda,

Kurullar ve belediye ilişkisinden kaynaklı sorunlar var mı

Şöyle var: Belediyeyle kurulların yakın bir işbirliği sağlanmalıdır.

Bugünkü durumda belediye,

kurulları “sıcak patatesi” atacağı yer diye düşünüyor.

Bu konuda etkili olmadıkları için her türlü sorunu kurula yolluyorlar.

Bu hatadır,

bence belediyenin de bu gibi işlere sahip çıkması lazım.

Onun için,

onların görevleriyle bu görevler,

vakıfların görevleri filan yeniden ele alınmalıdır.

Her şeyi de kurula atmamak lazım

çünkü kurul nihayet haftada bir defa toplanıyor ve kısıtlı olanaklarla çalışıyor.

Kurulun ürettiği kararların da yaptırımları yok.

Mahkeme de belki korumadan hiç anlamayan insanların,

bilirkişilerin marifetiyle kurulun vermiş olduğu kararı bozabiliyor ve böyle olunca da mahkemenin kararı en üste çıkıyor.

Bir de tabii bilirkişi filan yetiştirmek lazım bu konuda,

kurul üyesi kadar uzman bilirkişi yetiştirmek lazım.

herhangi bir insana veriyorlar bu işi.

O.B.- Hocam,

Türkiye’deki mevcut yasalar,

kısaca koruma mevzuatını nasıl değerlendiriyorsunuz

ilk yasanın değiştirilmiş halidir.

Orada başlıyor bu iş.

Ama bu bütün dünyada değişikliğe uğruyor ve Türkiye’nin de elindeki malzeme o kadar çok ki,

bu birçok açıdan baskısını arttırır.

Ama “ne olacak bunlar

?” sorusu yanıtsız kalıyor.

Sahipleri rant kazanmak istiyor,

bu sorunun çözümsüzlüğü büyüyor.

O nedenle tabii yasayı bence böyle ufak tefek düzeltmelerle değil,

temel prensipleriyle yeniden ele almak gerekiyor.

Bizim koruma mevzuatımız biraz yapı ölçeğinde korumaya endeksli bir mevzuattır.

SİT kavramı sonradan çıkmış,

SİT’i filan aşıyor,

bölge ölçeğine geliyor ve sadece somut değil,

O da bize gelmedi daha,

Onun için,

hakikaten vizyonu da gelişiyor,

Burada koruma konusundaki güncel gelişmeleri yakalamak ve mevcut sorunları gidermek için mevzuatta değişiklik yapmak yeterli değil.

Yeni bir yasal düzenleme lazım.

Mevzuat da değişecek o zaman zaten.

O.B.- Peki,

bu düzenlemenin temel nitelikleri neler olmalıdır

türü değişebilecek ve koruma ve gelişme dengesinin daha iyi sağlanabileceği çözümlere gidilecek.

Türkiye’de de tabii özel durumu nedeniyle çok daha dikkatli olmak lazım,

Mesela belki Almanya’da bu kadar büyük değişikliğe gerek duyulmayabilir çünkü demografik değişim yok.

Böyle bizim gibi nüfusu artan,

kendi içinde göç hareketlilikleri olan,

devamlı şehirlere yeni büyük birimler eklenen bir yerdeyse çok daha önemli,

daha büyük önem kazanıyor.

Gelişme baskısıyla koruma arasında dengeli bir ilişkiyi kurmak önemli.

Ne gelişmeyi durdurup,

yok sayıp koruma yapmak –bu bir tarafı öldürmek demektir,

ki bu da koruma değildir- ne de korumayı ihmal ederek,

gözardı ederek gelişmeyi körüklemek.

Denge önemli çünkü şehir yaşayacak,

Bunu sadece bilgi olarak veriyorum

mesela bu nedenle birinci derece arkeolojik alanlarda veya doğal SİT’lerde filan yasaya göre hiçbir şey yapmamak gerekirken

tarla bile kazmayacaksın derken altyapıyı,

Çünkü buradan boru geçecek yahut sulama kanalı olacak

? Onun sondajlarla en iyi yerini buluruz ve onu kabul ederiz.

Hatta bizim yasalara rağmen bu böyle işliyor artık.

O.B.- Koruma konusundaki konuşmalarda da hep şunu görüyoruz: Türkiye’de finansman konusu hep eksik ve yetersiz kaldı.

Bu tespiti biraz açalım mı

? G.T.- Şöyle yapalım: Bir defa bizde envanter yok,

elimizdeki mirasın dökümü yok.

Envanter eksik.

Envanter o kadar eksik ki,

aslında onu çok iyi planlayacak bir birim sürekli onun için çalışacak.

Bir kere korumanın 20.

Yüzyıldaki tanımına göre,

Yüzyılın son gününe kadar çeşitli açılardan bakarak koruma adayları seçilebiliyor.

Finansman konusunda ne yapabiliriz

? Ben bunu tam kestiremiyorum,

Bir taraftan alıp da öbür tarafa aktarmak filan olabilir.

Bunlar şimdiki halde

iki defa yardım var bazı projelere.

Bu Türkiye’de çok yetersiz.

Ondan sonra hiç vergi vermemek veya kısmak gibi,

Bu da belki ciddi bir şekilde yararlanılırsa,

tescilli yapıların hiçbiri vergiye tabi olmaz.

Bu iyi olur,

Ama henüz o kadar belirgin değil o.

Thatcher filan ne yaptı

Doğal olanı yaşatmak için.

Biz yapamayız onu,

vergide boğaza kadar batmış bir ülkeyiz.

Bunun sürekli akan bir kaynağı nasıl olur,

O.B.- 2863’teki değişikliklerde finansmanla ilgili olarak yapılan düzenlemeyi nasıl değerlendirirsiniz

Daha önceden bu düzenlemenin tersi yapılıyordu

bunun sahibi olan hiç vergi vermiyor,

tescilli yapı sahibi vergi vermiyor,

Ama o vergilerin çok düşük olduğu bir zamandı.

Ama bence öbürü olabilir herkes öder.

kelle vergisine benzeyen bir düzenleme.

Ama tabi emlak vergilerinin de ne kadar iyi toplandığı,

nasıl beyan edildiği gibi konular sorunlu.

Yaratılmaya çalışılan finansman kaynağı ölü doğan çocuk gibi olabilir.

Ama bu iş kabul edilirse genel geçer bir yöntem olarak,

Ondan sonra bir havuz yapıp,

devletin bir kaynağı olsun ve devlette burada çok ciddi bir şekilde şehirlerin nüfuslarını,

durumlarını hesaba katıp onlara göre ayırsınlar,

Denetlenebilir filan mı,

Ne hileler yapılacaktır.

Ama bundan sonra böyle bir şey yapılabilir.

Biz de kocaman bir ülkeyiz,

Aslında bu eksiklikleri,

yetersizlikleri gidermek için bir defa gerçekten inanmak lazım.

Türkiye’nin üniter devlet olmasında,

geleceğinin güvenceye alınmasında,

bütün bunların çok önemli bir verisinin ve güvencesinin koruma olduğu kabul edilmeli.

Bir Ordunun varlığı kadar önemli.

Siyasal birtakım tartışmalara girip kazanmak için yeterli.

Bütün bunların olması için,

bu işe inandırmak görevini yapacağız önce.

Misyonerler olacağız,

bu şehir benim dolaşacağız bekli de,

Başka çaremiz

Gelişme baskısıyla koruma arasında dengeli bir ilişkiyi kurmak önemli.

Ne gelişmeyi durdurup,

yok sayıp koruma yapmak –bu bir tarafı öldürmek demektir,

ki bu da koruma değildir- ne de korumayı ihmal ederek,

gözardı ederek gelişmeyi körüklemek.

Denge önemli çünkü şehir yaşayacak,

PLANLAMA 2004/2

İmar planını aşan ve ondan farklı bir koruma planının temel özellikleri nasıl tanımlanabilir dersek,

vizyon genişliği önemligerçi imar planının da vizyonu geniş olmalı- ve de stratejileri tanımlı bir plan olmalıdır.

Gerçek bir planlama işidir bu,

ama bir de koruma gibi bir veri vardır içinde,

o da kendine özgü nitelikleri taşır.

PLANLAMA 2004/2

Sivil toplum örgütlerinden de yararlanacağız.

TEMA Vakfı filan gibi,

Bu böyle,

ama finansman olayı çok kolay çözülecek bir sorun değildir.

Onun için bunun nasıl ki “önce yerlerinde deneyelim,

finansmanı da her 2-3 yılda bir elden geçirmek gerekir.

Ne oluyor,

O.B.- Korumanın önemli bir boyutu da mülkiyet boyutu.

Türkiye’de koruma faaliyetinin yetersizliğinde mülkiyet sorunu nasıl ortaya çıkıyor

? G.T.- Çok açık ve açık seçik olmayan mülkiyet tabloları var,

artı herkesi etkileyen rant olayı var

Başka ülkeler ne yapmış

? Bence rant olayını Türkiye’nin de sadece koruma için değil,

gelişme için de çözmesi lazım.

Demek ki fiyat artışları da rant da kontrol altına alınmalı.

Mesela enflasyona bakılır,

hiçbir zaman 1’e 10 artmaz,

bir miktar artar belki zaman içinde,

Oturduğu yerde rahatça parasının değerini artırmak için bir çözüm olarak sadece rant görülmez.

Bunu Avrupa’da böyle çözmüşler.

Rant olayı,

bütün Türkiye’nin felaketi olan rant olayı ciddi olarak ele alınmalıdır.

Kim tarafından

Rant baskısını azaltacağız ve denetim altında tutacağız.

Bu çok önemli.

Bunu yapamazsak yandık,

O.B.- Hocam,

mülkiyetle ilgili olarak yine 2863’teki değişikliklere dönebiliriz.

İmar hakları transferiyle ilgili olan madde düzenlemesi konusunda ne düşünüyorsunuz

? G.T.- Artık 20 yıl oldu onu tartışmaya başlayalı.

İmar haklarını bir yerden bir yere aktarmayı imar çözümlerinde de kullanıyoruz

ama Türkiye’de nedense pek başarılı olmadı bu.

Murat hocamız4 bir zamanlar bu işin önünde koşan adamdı.

Ancak takası sevmiyor bizim toplum.

Çünkü “ben arkadaşlarım var,

dostlarım var oradan ayrılmam” diyor.

Onun dışında,

bir imar hakkı transferi yapılabilmesi için,

kamu kuruluşunun veya yerel yönetimin elinde arazisi olmalı.

Halbuki bizim eğilimimiz o ki şimdi,

her şeyi özelleştirmek ve satmak.

Mesela bir yerde bütün oradakilerin imar haklarını topluyorlar ve oradaki mülk sahiplerine,

kamunun elinde olan başka bir arazi üzerindeki dükkânlardan veriyorlar.

Bir transfer olarak o da var

Ama herkes elindeki şeyi satmaya başladığı için ve bu satış da devam edeceğinden,

böyle şaşkın hükümetler de geleceğinden,

pek güvenilir bir şey olmuyor.

Bir de kamunun elinde benzer mülkiyet olması gerekir.

Bu çok ciddi bir sorundur,

bunun da mutlaka çözülmesi gereklidir.

O kadar,

imar hakkı transferi her zaman gerekli olabilir,

ama ölçeği filan bu şekilde değişir.

Böyle olunca sahiller de kalmayacak.

Doğal SİT’ler Türkiye’de sahildir daha çok,

Orayı yapılaşmaya açıyorsun,

yapılaşmaya açınca satıyorsun sonra

Mesela,

İnebolu’yu çalıştık biz ikinci sınıfta.

İnebolu’da sahillerde 5 katlı,

çünkü hep parsellerin sahibi özel sektör.

Bunlar orada turizm için çok katlı binalar getirmişler.

Bu binalar 3 a