PDF -Parkinson Bilgi edinin - 1 A Pharma GmbH - İDİYOPATİK PARKİNSON HASTALIĞINDA HUZURSUZ BACAK SENDROMUNUN GÖRÜLME SIKLIĞI VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ
Wait Loading...


PDF :1 PDF :2 PDF :3 PDF :4 PDF :5 PDF :6


Like and share and download

İDİYOPATİK PARKİNSON HASTALIĞINDA HUZURSUZ BACAK SENDROMUNUN GÖRÜLME SIKLIĞI VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ

Parkinson Bilgi edinin - 1 A Pharma GmbH

İDİYOPATİK PARKİNSON HASTALIĞINDA HUZURSUZ BACAK SENDROMUNUN GÖRÜLME SIKLIĞI VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ Motor and Non Motor Symptoms in Parkinson's Disease Effects on Quality of Life Amaç Bu çalışmada; İdiyopatik Parkinson Hastalığında (İPH) motor ve Amaç İdiyopatik Parkinson hastalığı (İPH) substantia nigradaki nöronların kaybı sonucunda corpus striatumda dopamin azalması ile ortaya çıkan patolojik süreç? Parkinson Hastalığı

Related PDF

İdiyopatik Parkinson Hastalığında Motor ve Non-motor Semptomlar

Motor and Non Motor Symptoms in Parkinson's Disease Effects on Quality of Life Amaç Bu çalışmada; İdiyopatik Parkinson Hastalığında (İPH) motor ve
PDF

İdiyopatik Parkinson Hastalığı ve Sialik Asit - Düşünen Adam

Amaç İdiyopatik Parkinson hastalığı (İPH) substantia nigradaki nöronların kaybı sonucunda corpus striatumda dopamin azalması ile ortaya çıkan patolojik süreç 
PDF

06 Gulcin Benbir - Parkinson Hastalığı Derneği

Parkinson Hastalığı ve Hareket Bozuklukları Dergisi 2010;13(2) 53 56 Hastanızın idiyopatik Parkinson hastalığı tanısı için Birleşik Krallık (United Kingdom; 
PDF

İdiyopatik Parkinson Hastalığında Ürodinamik Bulgular ve Yaşam

Parkinson Hastalığı ve Hareket Bozuklukları Dergisi 2011;14(1) 7 11 Çalışma Araştırma Original Article İdiyopatik Parkinson Hastalığında Ürodinamik 
PDF

Nörolojide Öne Çıkanlar Neurology News Levo - JournalAgent

Levo dopaya Bağlı Diskinezide Amantadinin Etkisi Levo dopaya bağlı diskinezi (LBD) İdiyopatik Parkinson Hastalığı'nın (iPH) ileri dönemlerinde ortaya çıkan, 
PDF

Parkinson Bilgi edinin - 1 A Pharma GmbH

14 Haz 2018 Almanya'da 250 000 ila 280 000 Parkinson hastası vardır Bu nörolojik hastalık her bilinmemektedir (idiyopatik Parkinson sendromu) Bazı
PDF

Dysfunctional Families: Recognizing and Overcoming Their Effects

Fact Sheet on co-dependency from Mental Health America

dhss delaware gov txadultsfromdysfunctfamilies pdf Help them learn to share their feelings Encourage them to educate their support network Address fears about seeking support Create a list of people they can call and ways to self soothe Negotiate “parenting time” laurelvalefc co uk

Dyskontowanie i redyskontowanie weksli przez banki

Dyskontowanie i redyskontowanie - bibliotekacyfrowapl

DYSKURSY MŁODYCH ANDRAGOGÓW

Oblicza współczesnych karier w perspektywie - cejsh

Idea powstania Dyskursów Młodych Andragogów jest związana ze spotka niami podczas Letnich Szkół Młodych Andragogów, których twórcy i orga nizatorzy  serii wydawniczej „Dyskursy Młodych Andragogów”, funkcjonującej dzisiaj jako czasopismo naukowe Profesor we wspomnieniach wraca do dzieciństwa i  DYSKURSY MŁODYCH ANDRAGOGÓW 15 • ZIELONA

  1. Dyskursy Młodych Andragogów
  2. 12 dyskursy młodych andragogów
  3. ROCZNIK ANDRAGOGICZNY 2012
  4. dyskursy
  5. XVI Letnia Szkoła Andragogów i Poradoznawców
  6. Zakład Andragogiki i Gerontologii
  7. Katedra Pedagogiki Społecznej i Andragogiki
  8. DYSKURSY MŁODYCH ANDRAGOGÓW 16
  9. jednej z redaktorek tematycznych „Dyskursów Młodych Andragogów”
  10. Idea powstania Dyskursów Młodych Andragogów jest związana ze spotka

DİZİ ANALİZİ (SEKANS) TEKNİKLERİ

Moleküler Dizileme Teknolojileri

PDF MOLEKÜLER DNA DİZİ ANALİZ YÖNTEMLERİdocs neu edu tr 12 20dna 20dizi 20analizi 20yöntemleri 98 pdf PDF Mitokondriyal DNA Sekansı (DNA DİZİ ANALİZ HİZMETİ) TEKNİK ebap pau edu tr SatinalmaUrun TeknikSartname 26304 11a0d480 pdf ; Sekans 20Teknik 20Şartnamesi 20(1) PDF Third

duzce bel tr resim upload 4930b pdf 1 DÜZCE BELEDİYESİ (T) PLAKA TİCARİ TAKSİ ÇALIŞMA VE DEVİR YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam ve Yasal Dayanak Amaç MADDE 1 – (1) Bu yönetmelik, Düzce Belediyesi sınırları içinde vatandaın ulaım ihtiyacını duzce bel tr resim upload 278b pdf

PDF Działając na podstawie art 16 ust 1 ustawy z dnia 15 lipca 1987 r o rpo gov pl Do MPiPS ws oceny funkcjonowania ustawy o praktykach absolwenckich pdf PDF Działając na podstawie ustawy

Działalność przedsiębiorstw leasingowych w 2013 roku

mikro, małych i średnich przedsiębiorstw 2014 FINANSOWANIE

stat gov pl download gfx portalinformacyjny pl defaulta Działalność przedsiębiorstw leasingowych w 2013 roku Badaniem objęte zostały 123 przedsiębiorstwa prowadzące w 2013 r działalność leasingową Z tej zbiorowości 30 przedsiębiorstw było zrzeszonych w Związku Polskiego Leasingu, a 11 w Polskim Związku Wynajmu i Leasingu Pojazdów, w tym cztery

DZIEŃ I czwartek, r.

23 kwietnia - Światowy Dzień Kobiet w ICT

liturgicalcenter media publication Triduum 2 ResP PsAlM R Our blessing cup is a communion with the Blood of Christ How shall I make a return to the Lord for all the good he has done for me? The cup of salvation I will take up,

DZIECKO Z AUTYZMEM I ZESPOŁEM ASPERGERA W SZKOLE I PRZEDSZKOLU

Indywidualne potrzeby dziecka – ucznia z autyzmem Komunikacja

Gabriela Jagielska One są ws,ród nas DziecKO z AUTYzMeM i zespOłeM AspeRGeRA W szKOle i pRzeDszKOlU Informacje dla pedagogów i opiekunów autyzmu, dlatego terapia logopedyczna powinna być jedną z głównych i niezbędnych terapii dzieci z autyzmem i zespołem Aspergera Wydawać by się mogło, 

  1. DziecKO z AUTYzMeM i zespOłeM AspeRGeRA
  2. Dziecko autystyczne i z zespołem Aspergera w przedszkolu i szkole
  3. Dzieci autystyczne iz zespołem Aspergera
  4. Metody i techniki pracy w grupie z dzieckiem z wysoko
  5. Studia Podyplomowe Terapia i edukacja dzieci z autyzmem i
  6. Pielęgniarstwo Problemy rodziców dzieci z autyzmem
  7. Dziecko z Zespołem Aspergera jako
  8. Indywidualne potrzeby dziecka
  9. ucznia z autyzmem
  10. model pracy z uczniem z autyzmem
Home back13401341 1342134313441345 Next

PATİK PARKİNSON HASTALIĞINDA HUZURSUZ BACAK SENDROMUNUN GÖRÜLME SIKLIĞI VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ...

Description

Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniği Başhekim: Opr.

Haldun Ertürk Şef: Doç.

F.Feriha Özer

İDİYOPATİK PARKİNSON HASTALIĞINDA HUZURSUZ BACAK SENDROMUNUN GÖRÜLME SIKLIĞI VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ

(Uzmanlık Tezi)

Tufan ÖZKAYRAN

İstanbul-2006

TEŞEKKÜR Uzmanlık eğitimim süresince bilgi ve tecrübelerinden yaralanma fırsatı bulduğum,

öğrencisi olmaktan her zaman gurur duyduğum değerli hocam Doç.Dr.

Feriha Özer’e nöroloji pratiği kazanmamda göstermiş olduğu uğraşı ve sabrından dolayı sonsuz teşekkür ederim.

Eğitimime katkılarından dolayı şef yardımcımız Uzm.Dr.

Vildan Yayla’ya,

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 12.

Psikiyatri klinik şefi Uzm.Dr.

Latif Alpkan’a,

Timuçin Oral’a ve Doc.

Fulya Maner’e,

İ.Ü.

İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji ABD Çocuk Nörolojisi Bölümü başkanı Prof.

Mefkure Eraksoy’a,

Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi III.

Dahiliye klinik şefi Doc.

Baki Kumbasar’a,

bu çalışmanın yapılmasındaki katkılarıdan dolayı Uzm.Dr.

Hürtan Acar’a,

birlikte çalışmaktan her zaman mutluluk duyduğum uzmanlarıma ve asistan arkadaşlarıma,

kliniğimizin hemşire ve personeline teşekkürlerimi sunarım.

Hayat yolculuğunu birlikte yürümekten mutluluk duyduğum sevgili eşime ve hayatımın zor anlarında beni sabırla destelkleyen değerli aileme teşekkür ederim.

Tufan Özkayran

KISALTMALAR

HBS:.....................................Huzursuz bacak sendromu IRLSSG:..............................

International Restless Leegs Study Group IRLSSGRS:.........................

International Restless Leegs Study Group şiddet skalası İPH:......................................İdiyopatik Parkinson hastalığı JHRLSS:............................

Johns Hopkins RLS şiddet skalası NREM:..................................Non-Rapid eye movemets PH:........................................Parkinson hastalığı PLMs:.................................

Uykuda periyodik ekstremite hareketleri PLMw:................................

Uyanıklığın periyodik bacak hareketleri UCH-L1:.............................

Ubiquitin karboksi terminal hidrolaz L1 UPDRS:.................................Unified Parkinson’s disease Rating Scale

İÇİNDEKİLER

Giriş ve Amaç………………………………………………………………….5 Genel Bilgiler Huzursuz Bacak Sendromu…………………………………………….7 Parkinson Hastalığı……………………………………………………...16 Parkinson Hastalığı ve Huzursuz Bacak Sendromu İlişkisi………23 Materyal ve Metod…………………………………………………….………25 Bulgular……………………………………………………………………...…32 Tartışma………………………………………………………………….…….36 Sonuç ve Özet…………………………………………………………...........40 Kaynaklar……………………………………………………………......……..41

GİRİŞ VE AMAÇ Huzursuz bacak sendromu (HBS,

Restless legs sendromu) dört kardinal bulgusu olan sensorio-motor bir bozukluktur

ekstremitelerde dizestezi veya rahatsızlık duygusu,

hareketle rahatlama ve bununla ilişkili motor aktivite,

hareketsizlikle semptomlarda artış ve geceleri kötüleşme hastalığın komponentleridir (1).

Hastalık geç çocukluk döneminden itibaren her yaşta başlayabilmesine karşın genellikle ileri yaştaki erişkinlerin hastalığıdır ve idiyopatik formları kronik progresif seyir gösterir (2,3).

Tarifi ilk olarak üç yüzyıl önce Thomas Willis tarafından yapılan bu klinik antitenin güncel anlamdaki tanımı ancak 60 yıl önce Ekbom tarafından yapılmış ve ancak son 20 yıldır tanı ve etyoloji çalışmalarına ağırlık verilmiştir (4,5).

Son yıllarda yapılan çalışmalar bu antitenin orjininin,

periferikten ziyade santral sinir sistemi ile ilişkili olduğunu

santral dopaminerjik sistemin,

özellikle nigrostriatal ve mezokortikolimbik sistemlerin rol oynadığını göstermiştir (6-8).

Bu hipotez çeşitli dopaminerjik ajanların tedavi edici olması ve metokloropropamid gibi santral etkili dopaminerjik ajanların hastalık semptomlarını kötüleştirmesi ile desteklenmiştir (7,9-12).

Parkinson hastalığı (PH) ve HBS bozulmuş bir dopaminerjik sistem nedeniyle oluşan akatizi ve nokturnal motor fluktuasyonlar gibi ortak bir görünümü paylaşır.

Ayrıca her iki hastalığın da yaşla birlikte artan bir prevalans,

dopaminerjik tedaviye iyi yanıt gösterme ve belirgin uyku bozukluğuna sebeb olma gibi ortak özellikleri de vardır (13).

Birbiriyle çok sayıda ortak görünümü paylaşan bu iki hastalığı birlikte değerlendiren az sayıda araştırma vardır ve bu araştırmalar insidans çalışmalarıyla sınırlıdır.

Yapılan bu incelemelerin bazılarında yazarlar PH olan kişilerde HBS insidansının arttığını savunurken (14,15),

bazı yazarlar ise PH’nda HBS insidansında normal topluma göre bir fark olmadığını yazmışlardır (16).

Yaptığmız bu çalışmada idiyopatik Parkinson hastalığı (İPH) ve HBS ilişkisini değerlendirmeyi,

parkinson hastalarında görülen HBS’nun şiddetini ölçmeyi,

ailede HBS öyküsünün varlığı ile klinik şiddet arasında korelasyon olup,

olmadığını sorgulamayı ve bu hastalarda HBS’na neden olacak diğer etyoljik faktörleri araştırmayı amaçladık.

GENEL BİLGİLER

HUZURSUZ BACAK SENDROMU: Tanım ve tarihçe: HBS ilk olarak Thomas Willis tarafından 1683’de ‘‘Bazen yatarken ve uykuda olan,

kollarda ve bacaklarda görülen sıçramalar ve tendonlarda kontraksiyon,

bu yüzden oluşan büyük bir huzursuzluk ve uyku bozukluğu yapan,

büyük bir ızdıraba neden olan durum’’ olarak tanımlanmış ve bu tanımlamada anormal duyu konseptinden çok motor aktiviteye odaklanılmıştır (4).

Bu tarihten itibaren geçen uzun sessiz peryot sonrasında 1945’de Ekbom ‘’huzursuz bacak sedromu’’ olarak isimlendirerek bugün bilinen klasik HBS semptomlarını açıkca tarif etmiş ve sedromun sensorial komponentini oluşturan,

hastalarca tarif edilen anormal duyular üzerine vurgu yapmıştır (5).

Günümüzde kullanılan primer veya idiyopatik HBS tanımı 1995’de Walter tarafından: Akşamları ve çoğunlukla geceleri kötüleşen,

bacaklarda şiddetli olmak üzere ekstremitelerde şiddetli,

sevimsiz duyuların (parestezi ve dizestezi) olduğu sensorio-motor bir bozukluk olarak yapılmıştır (1).

Epidemiyoloji: Prevalans çalışmalarında HBS sıklığının batı toplumları için %2.5-29 (ortalama %1015),

asya toplumları için %1 olduğunu ortaya koymuştur (16-19).

Prevalans oranları arasındaki bu fark,

araştırmaların farklı toplumlarda yapılıyor olması ve değerlendirmenin farklı ölçeklere göre yapılıyor olmasından kaynaklanabilir.

HBS geç çocukluktan itibaren her yaşta başlayabilse de genellikle ileri yaşlı erişkinlerin hastalığıdır ve görülme sıklığı yaşla birlikte artar (2).

Orta yaş grubunda etkilenen kadın ve erkeklerin oranı eşitken,

yaşlı gruplarda kadınları daha çok etkiler (20).

Klinik görünüm: Klinik seyri zamanla dalgalanmalar gösterebilen kronik,

progresif bir bozukluktur (6,21).

HBS’nun temel tanısal görünümü Tablo-1’de verilmiştir (1,22).

TABLO 1: Huzursuz Bacak Sendromunun Temel Tanısal Görünümü Tanı Kriterleri: 1.

Fokal akatiziyle birlikte genellikle dizestezi: İki komponentli

a) Bacaklarda ağırlıklı olmak üzere ekstremitelerde oluşan dayanılmaz hareket etme isteği b) Bacaklarda ağırlıklı olmak üzere ekstremitelerde sıkıntı verici dayanılmaz acı veren fakat ağrısız periyodik anormal duyu epizotları 2.

Motor huzursuzluk: HBS semptomlarında azalmaya yol açan yoğun hareket ve hareket etme nedeniyle

anormal duyular azalmalı ve hasta ilişkili semptomlarda azalmayla birlikte yoğun hareketlere sahip olmalıdır.

Semptomlar dinlenmeyle birlikte oluşmalı veya şiddetlenmelidir.

Sirkadien patern: Normal sirkadien paternli bir kişi için semptomlar akşamları ve geceleri kötüleşmelidir.

İlişkili kriterler: 5.

Uyanıklıkta ve uykuda periyodik veya periyodiğe benze kol ve bacak hareketlerinin bulunması.

Uyku bozukluğu ve bunun sonuçlarının olması.

İdiyopatik vakalarda nörolojik muayene normal olması.

Başlangıcın herhangi bir yaşta olabilmesi ile birlikte,

hastalığın çoğunlukla orta yaş ve yaşlılıkta başlaması.

Tipik kronik progresif bir seyrin eşlik etmesi.

Sıklıkla aile öyküsünün bulunması.

HBS’da görülen fokal akatizi genellikle dizesteziyle birliktedir ve güçlü,

genelde dayanılmaz olarak tariflenen,

bacakları daha ağırlıklı olarak etkileyen ekstremiteleri hareket ettirme isteğidir.

HBS’da görülen akatizi nöroleptiklerin neden olduğu tüm vücutta içten hareket etme dürtüsüne yol açan akatiziden vucudun belli bölgelerine lokalize olmasıyla ayrılır (Nöroleptik kullanımına bağlı gelişen akatizinin HBS’den ayırt ettirici özellikleri Tablo-2’de verilmiştir.).

Hastalar bu sıkıntı verici duysal olayı ‘’derinden gelen,

vucut yüzeylerini içermeyen,

çok dinamik ve hareketli niteliğe sahip bir his’’ olarak tanımlarlar.

Hastaların 1/3’ü ağrının eşlik ettiğini bildirmesine karşın genelde ağrısız bir durumdur (22).

TABLO 2: Akatizinin HBS’dan Ayırt Ettirici Görünümünün Özellikleri Akatizi: 1.

Ruhsal huzursuzluk,

yerinde duramamayla birlikte istirahat etmekten endişe duyma veya yaygın bir huzursuzluk halidir.

Nöroleptiklerin önemli bir yan etkisidir.

Akut,

Karekteristik motor huzursuzluk

yürüme,

sandalyede vucut pozisyonunu değiştirme,

huzursuzluğun otururken devam etmesi,

simetrik veya asimetrik ekstremite hareketlerini kapsar.

Bu hareketler koreden daha çok HBS’nun istemli hareketlerine benzer.

Motor huzursuzluk gün boyunca bulunur fakat bir yere oturulduğunda ve yatıldığında kötüleşebilir.

Polisomnografi çalışmalarında spesifik bir görüntüsü yoktur.

Nadiren ılımlı uyku bozukluğunun ve PLMs’in kanıtı görülebilir.

Aile öyküsü yoktur.

Nörolojik muayenede akatizinin ve bazen ilaçların neden olduğu ekstrapiramidal 9

semptomların bulguları saptanabilir.

İstemsiz hareketler (miyoklonik jerk vs…) çok nadirdir ve alışılmış bir görünümleri yoktur.

Antikolinerjik ve B-adrenerjik agonistlerle iyi tedavi edilirler.

HBS’nun motor belirtileri üç gruba ayrılabilir: 1.İstemli motor huzursuzluk (restlessness) 2.Uykuda periyodik ekstremite hareketleri (Periodic limb movements of sleep,

PLMs) 3.

Uyanıklığın istemsiz hareketleri.

İstemli motor huzursuzluk çoğunlukla bacaklarda görülür,

Bu hareketler

yatarken pozisyon değiştirmek,

dönmek,

ayakları ovmak ve arasıra vucudu sallayarak yürümekten oluşur.

Hareketler simetriktir,

ancak bazen asimetrik veya asenkron olabilir (23).

PLMs uykunun NREM fazında oluşan 20-40 saniye süreli,

düzensiz intervallerle tekrarlayan oldukça steriotipk hareketlerdir (13).

Tipik görünümü ayak başparmağında ekstansiyon,

ayak bileğinde dorsofleksiyon,

dizde ve kalçada fleksiyonla karekterizedir ve bazen kollarda da görülebilir (6,24).

HBS’lu hastaların %80’ninde PLMs görülmekle birlikte,

PLMs diğer uyku hastalıklarında da yaygın olarak görülen bir durumdur ve PLMs’li olguların sadece %30’unda HBS semptomları görülür (13,23).

Bu nedenle PLMs varlığı bir hastaya HBS tanısı koymak için yeterli ve gerekli değildir (13).

Uyanıklığın istemsiz bacak hareketleri

a) Uyanıklığın periyodik bacak hareketleri (Periodic limb movements of wake,

PLMw),

b) Jerk benzeri bacak hareketleri,

c) Miyokimi benzeri durumlardan oluşur.

PLMw hastalar uyanık olarak istirahat ederken görülen PLMs benzeri hareketlerdir ancak süreleri biraz daha uzundur.

miyokimi benzeri duruların da HBS’li hastalarda görülebildiği bildirilmiş olmasına karşın bunlar PLMw’ye göre oldukça nadirdir (22).

Semptomların dinlenmeye başladıktan sonra oluşması HBS’nu birçok hastalıktan ayırt ettirir.

Hareketin başlamasıyla birlikte semptomlardaki düzelme hızlıdır ve hareket devam ettiği sürece devam eder.

Harekete başladıktan sonra oluşan hızlı düzelme,

HBS’nu,

bacak krampları ve artritik ağrı gibi rahatlaması için bir süre hareket gerektiren durumlardan ayırır(22).

HBS sirkadien patern gösteren bir bozukluktur.

Semptomlar gecenin erken evresinde en belirgin düzeye erişirken,

gecenin geç evresinde azalır ve geç sabah döneminde en az seviyeye iner (25,26).

Uyku bozukluğu temel bir özellik olmasa da,

HBS’lu hastaların çok yaygın görülen bir sorunudur ve hastalığın primer morbiditesini oluturur (27).

Uykuya başlama belirli bir dinlenme periodu gerektirir ve dinlenme esnasında artan parestezi ve akatizi uykuya zarar verir.

Ayrıca uyku sırasında oluşan PLMs nedeniyle bu kişilerde sık ve kısa süreli uyanmalar görülür (22,27).

Yapılan çalışmalarda HBS’lu kişlerin ortalama uyku sürelerinin normal bireylere göre %50 daha az olduğunu ve bu hastalıktan daha şiddetli etkilenen bireylerde (HBS’lu kişlerin %20’si) uyku sürelerinin 3 saatten az olduğu gösterilmiştir (6).

HBS’lu kişilerin sıklıkla birinci derece akrabaları bu durumdan etkilenmiştir (28-31).

Yapılan çalışmalarda HBS’dan etkilenmiş bir veya daha fazla akrabası olanların oranının %50’den fazla olduğu tespit edilmiştir (29).

HBS’lu kişilerin çocuklarında yüksek prevalans görülmesi ve cinsiyet dağılımlarının eşit olması muhtemelen bu hastalığın otozomal dominant bir kalıtım paterni taşıdığını gösterir (29,32-34).

Pozitif aile öyküsü olan kişilerde hastalığın başlangıç yaşının daha erken (Bu kişilerde ortalama başlangıç yaşı 30 yaş ve altıdır.) olması ve bu kişilerde hastalık seyrinin oldukça yavaş progresif olması HBS’nun iki ayrı fenotipinin olduğunu düşündürmektedir (35,36).

Kromozom 12’nin kısa kolunda önemli bir bağlantı saptanmış olmasına karşın muhtemelen hastalık tek bir gen ile sınırlı değildir (37).

HBS hastaların çoğunda idiyopatiktir,

üremi,

polinöropati gibi hastalıklarda ve gebelik gibi tıbbi durumlara sekonder olarak da görülebilir (Semptomatik veya sekonder HBS nedenleri Tablo-3’de verilmiştir.) (23,38).

Sekonder veya semptomatik HBS’lu olgularda altta yatan tıbbi durum çözülünce HBS semptomları düzelir (38).

Primer veya idiyopatik HBS’lu bireylerin nörolojik muayeneleri normaldir (23).

TABLO 3: Sekonder veya Semptomatik HBS Nedenleri

Nörolojik Hastalıklar: Polinöropati Lumbo-sakral radikülopati Amyotrofik lateral skleroz Myelopati Multipl skleroz Parkinson Hastalığı Poliomyelit İsaac’s sendromu Hiperpleksi Diğer Tıbbi Durumlar: Anemi (Demir ve folat eksikliği) Diyabet Amiloidoz Üremi Gastrektomi Kanser Periferik vasküler hastalıklar Romatoid artrit 12

Hipotiroidizm İlaç ve Kimyasal Maddeler: Kafein Kalsiyum kanal blokerlerinin kullanımı Lityum Nöroleptikler Sedatif ve narkotiklerin geri çekilmesi

Patofizyoloji: HBS önceleri bir periferik sinir sistemi hastalığı olarak sınıflandırılmış,

ancak son iki dekatta yapılan elektrofizyolojik,

nörogörüntüleme ve farmakolojik çalışmalar hastalığın subkortikal beyin yapılarındaki bir patolojiden kaynaklandığı ve semptomların bu subkortikal inhibisyon kaybıyla ortaya çıktığını göstermiştir (6,39).

Norlander 1953-1954 yıllarında intravenöz demir tedavisi uyguladığı 22 HBS’lu hastadan 21’nin semptomlarında belirgin düzelme olduğunu göstermiştir (40,41).

Gavin ve Levon oral demir preparatlarıyla hastalık semptomlarının gerilediğini ve tedavide bunardan faydalanılması gerektiğini bildirmişlerdir (42).

Teropatik alandaki bir büyük buluş ise Şevket Akpınar’ın 1982 yılında levadopanın HBS’da düzelme sağladığını keşfidir (43).

Takiben dopamin aganistlerinin de tedavi edici etkisi olduğu gösterilmiştir.

Oral ve parenteral demir preparatları ve dopaminin tedavi edici etkisinin keşfedildiği bu teropatik incelemeler HBS patofizyolojisindeki çalışmalara önemli yol gösterici etki yapmıştır.

Nigrostriatal dopaminerjik sistem işleyişini araştırmak için 123IBZM-SPECT ile postsinaptik dopamin bağlanmasına bakılarak yapılan iki çalışmada HBS’lu hastalarda dopamin bağlayan bölgelerin bağlanma kapasitesinde küçük bir azalma keşfedilmiştir (44,45).

Yapılan üç (18-F)-dopa PET çalışması HBS’lu hastalarda striatal (18-F)-dopa 13

alımında küçük fakat önemli bir azalma ortaya koymuş ve striatumda bir pre-sinaptik dopaminerjik disfonksiyon olduğunu göstermiştir (46,47).

Bu çalışmalar HBS’da bir dopamin bağlantısı olduğuna işaret etmiştir.

Son zamanlardaki HBS patofizyolojisi hakkındaki en heyecan verici gelişme demirdopamin bağlantısıdır (6).

HBS’lu hastaların beyin-omurilik sıvılarında kontrol gruplarına göre ferritin oranının düşük,

yüksek bulunması

seviyesinin azalması sonucu dopaminerjik disfonksiyon geliştiği ve semptomların bundan kaynaklandığı hipotezini desteklemiştir (48).

Demir dopamin sentezi için hız sınırlayıcı bir enzim olan tirozin hidroksilazın kofaktörüdür.

Böylece demir dopamin oluşturulması için ihtiyaç duyulan bir maddedir ve demir eksikliği normal dopamin sentezini bozar.

Demir ve dopaminin her ikisi de sirkadien bir patern gösterirler ve HBS semptomlarının kötüleştiği gece vakti seviyeleri en düşük düzeydedir (49,50).

Ayrıca HBS hastalarının genelde yaşlı kişiler olmaları,

bu kişlerin düşük demir depoları ve düşük ferritin seviyelerine sahip olması,

HBS’na predispozisyon oluşturan üremi ve gebelik gibi durumların azalmış demir depolarıyla seyretmesi demirin bu antitedeki önemini vurgulamakta dikkat çekicidir (51).

Tanı: HBS tanısı klinik olarak konulan bir antitedir ve maalesef hastalığın spesifik biyolojik bir markeri yoktur (13).

Alternatif ve benzer sklalar bulunmakla birlikte günümüzde yaygın olarak kullanılan tanı kriterlerini International Restless Leegs Study Group (IRLSSG) 1995 yılında geliştirilmiş ve aynı çalışma grubu tarafından 2002 yılında modifiye edilerek daha anlaşılır bir hale getirilmiştir.

(Talo-1) (1,22).

Hastalığın tanısının konabilmesi için kişinin Tablo1’de verilen dört ana tanı kriterinden tamamına sahip olması gereklidir.

HBS tanısı konulan hastalarda bu hastalığın şiddetini ölçmek tedavinin ve hastalığın seyrinin değerlendirilmesi açısından önemlidir.

HBS şiddetini ölçmek için iki subjektif skala ve polisomnografik objektif değerlendirme kullanılır (11).

Subjektif ölçeklerden biri Johns Hopkins RLS şiddet skalası’dır (JHRLSS) ve hastaların tedavi öncesi mevcut durumlarını 14

değerlendirmek (ilk değerlendirme) için geliştirilmiştir (52).

İkinci ölçek IRLSSG tarafından geliştirilmiş ve hastalığın tipik belirtileri üzerine sorulan sorulardan oluşturulmuştur (54).

IRLSSG Şiddet Skalası,

JHRLSS’na göre hastaların mevcut statüsünü daha iyi

kliniksel uygulamalar için daha faydalıdır ve genel hastalık semptomlarını içerdiği için daha doğrudur (22,53).

Objektif şiddet değerlendirmesi ise hastanın uykusunun polisomnografik olarak incelenmesine dayanır ve tedavi sonuçlarını değerlendirmede standart olarak kabul edilmiştir (54,55).

Ayırıcı tanı: Ayırıcı tanıda en önemli ve en zor durum HBS’nu akatiziden ayıt etmektir (Tablo-2) (23).

Akatizi dışında nöropatik ağrılar,

bacak krampları ve uyku jerkleri gibi durumlar HBS’nin ayırıcı tanısına girer (Tablo-4’de bu durumların ayırt ettirici özellikleri verilmiştir.) (22) .

TABLO 4: HBS ile karışabilen durumlar ve bunların ayırıcı temel özellikleri

Ağrılı bacak ve hareket eden ayak parmağı sendromu

sirkadien patern göstermez ve istirahatle azalmaz.

Ağrı sendromları

Uyku jerkleri

Gece oluşan bacak krampları

hareketle çabuk düzelmezler.

Endişe ve diğer psikiyatrik durumlar

PARKİNSON HASTALIĞI Tanım ve Tarihçe: Parkinson hastalığını ilk olarak İngiliz hekim James Parkinson ‘‘shaking palsy (titrek felç)’’ adıyla hastalarda gözlemlediği

ayakların sürüyerek yürüme,

arkaya düşme eğilimi gösterme belirtilerini tarif ederek 1817 yılında tanımlamıştır (56).

Fransız hekimi Jean Marie Charcot rijidite,

mikrografi ve duysal değişiklikleri de ekleyerek orijinal hastalığın tanımını yapmış ve hastalığa onu ilk tarif eden kişinin adını vermiştir (57).

Parkinson hastalığı klinik olarak

bradikinezi ve postural reflekslerde bozulmayla giden,

patolojik olarak substantia nigradaki pigmentli nöronlarda kayıp ve buna eşlik eden tipik eozinofilik sitoplazmik inklüzyonlarla (Lewy cisimciği) karekterize kronik,

progresif bir bozukluktur (58).

Epidemiyoloji: PH nörodejeneratif hastalıkların en sık görülenlerinden biridir ve 65 yaş üstü popülasyonun %1’ini etkiler (59).

Hastalık tipik olarak 50-60 yaşlarında başlar ve yaş arttıkça giderek görülme insidansı da artar.

Hastalık daha genç yaşlarda başlayabilir ve hastaların %5’inde 40 yaşından önce başlama öyküsü vardır (60,61).

Yapılan prevalans çalışmalarda kadın ve erkekler arasında önemli bir fark bulunamamakla birlikte aynı yaşdaki erkeklerde 1.2-1.5 kat daha fazla görüldüğü bildirilmiştir (62,63).

Klinik Görünüm: PH’nın istirahat tremoru,

bradikinezi ve postural reflekslerde bozulmayla

karekterize dört ana bulgusu vardır.

Parkinson hastalarının %75-80’ninde tipik olarak 4-6 Hz’lik distal istirahat tremoru görülür(64).

Genellikle bir üst ekstremiteden başlar ve zaman içinde aynı taraf alt ekstremiteye ve daha sonra karşı vucut yarısına yayılır (65).

Tremor emosyonel stres ve 16

uyku ve anestezi esnasında kaybolur (62,66).

Rijidite agonist ve antogonist kaslarda eş zamanlı olarak ortaya çıkan tonus artışıdır (67).

Parkinsonlu hastalarda görülme sıklığı %89-99 arasındadır.

Rijidite de tremor gibi tek taraflı başlayıp zaman içinde karşı vucut yarısına yayılır (68).

Bradikinezi hareketlerde yavaşlama olmasıdır.

Bradikinezi rijiditeyle ilişki bir semptom değildir.

Nedeni globus pallidusdaki inhibitör dopaminerjik uyarılarındaki azalma sonucu talamusun ventrolateral nükleusundaki nöronların inhibisyonunda artış ve nihayetinde motor korteksdeki noronların situmulusundaki kayıptır (65).

Hastaların tamamında bradikinezi vardır (69).

Postural instabilite postural reflekslerin kaybına bağlı gelişen denge bozukluğudur ve hastalığın ilerleyen devrelerinde ortaya çıkar (70).

Bu dört ana bulgunun yanı sıra Parkinson hastalarında

halüsünasyon gibi psikiyatrik bozukluklar,

aşırı terleme,

üriner problemler gibi otonomik bozukluklar,

ağrı ve paresteziler gibi duysal semptomlar,

yürüyüş bozuklukları,

göz kırpmanın azalması,

akomadasyonda bozulmaya bağlı bulanık görme,

siyolore gibi kraniofasial bozukluklar,

mikrografi ve kilo kaybı görülebilir (71).

Etyopatogenez: PH için patolojik değişiklikler substantia nigra pars kompaktadaki melanin içeren dopaminerjik hücrelerin kaybı ve kalan hücreler içinde Lewy cisimciği olarak adlandırılan ağırlıklı olarak ubiquitin denen bir proteini içeren küresel inkluzyon cisimlerinin saptanması şeklindedir.

Klinik belirtilerin ortaya çıkması için dopaminerjik hücre kaybının %70-80 seviyelerinde gerçekleşmesi gerekmektedir (72,73).

Hastalığın etyolojisi ve hüre kaybına yol açan patofizyolojik olayların niteliği henüz tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte ekzotoksinler,

yatkınlık gibi faktörler suçlanmaktadır.

MPTP ( 1-metil-4-fenil1236-tetrahidropridin),

tetrahidroizokinolon ve karbon monoksit gibi eksojen toksinlere maruziyet sonrası parkinsonizm geliştiği gösterildiğinden,

nigrostriatal nöronlardaki toksik değişikliklerin Parkinson hastalığı için muhtemel bir faktör olduğu düşünülmektedir (74-76).

Bekli de kırsal kesimde yaşama,

böcek ilacı,

tarım ilacı ve endüstriyel kimyasal ajanlarla karşılaşma gibi faktörlerle

maruziyet gelişiyor olabilir (77,78).

Parkinsonizmle ilişkilendirilmiş hastalıkların en ünlüsü 1910-1920 yılları arasında görülen,

viral olduğu düşünülen ensefalitis latejikadır.

Enfeksiyon sonrası parkinsonizm bulgularının ortaya çıkması bazı hastalarda yıllar hatta on yıllar sonra olmuştur.

Diğer parkinsonizm yaptığı gösterilmiş enfeksiyonlar

japon-B ve doğu at ensefalitidir.

Bu hastalarda orta çıkan parkinsonizm tablosu İPH’dan farklıdır fakat IPH’da da benzer bir enfeksiyöz patoloji olabileceği düşünülmüştür (65).

PH tanısı konulan hastaların ölümünden sonra substantia nigra üzerinde yapılan incelemelerde oksidatif strese ilişkin kanıtlar ve indirgenmiş glutatyon eksikliği,

indirgenmiş ferritin tamponuyla birlikte yüksek total demir düzeyleri ve mitekondrial kompleks-I eksikliği gibi üç önemli değişikliğin saptanmış olması endojen oksidatif toksinlerin IPH patogenezinde önemli rol oynadığını ortaya koymuştur (79).

Genç yaş başlangıçlı hastalarda yapılan tek yumurta ikizleri ile çift yumurta ikizlerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada tek yumurta ikizlerinden birinde PH saptandığında diğerinde de hastalık ortaya çıkma riskinin,

çift yumurta ikizlerindeki aynı duruma kıyaslandığında anlamlı olarak arttığının saptanması hastalıkta genetik faktörlerin önemli rol oynadığını göstermiştir (80).

Ayrıca ailevi PH’na sahip kişlerde yapılan genetik incelemelerde mutasyonu halinde doğrudan hastalığa yol açan on genetik lokus saptanmıştır.

Bunlar 4.

kromozom üzerindeki alfa-sinnüklein (otozomal dominant),

UCH-L1 (Ubiquitin karboksi terminal hidrolaz L1) (otozomal dominant) genleri,

kromozom üzerindeki parkin geni 18

kromozom üzerindeki DJ-1 geni (otozomal resesif) ve 1,2,4,12.

kromozomlar üzerinde yeri saptanan ancak henüz tanımlanamayan gen lokuslarıdır (81).

Ancak ailevi PH tüm PH’ların %10’nundan az bir kısmını oluşturmaktadır ve bugüne kadar saptanan bu genetik bozukluklar da tüm ailevi PH taşıyanları açıklamamaktadır.

Bu bulgu PH’na yol açan başka genetik mutasyon ve faktörlerin olduğunu düşündürmektedir.

Sonuç olarak güncel düşünce hastalığın genetik yatkınlık taşıyan insanlarda henüz çok iyi anlaşılamayan değişik çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıktığı yönündedir (82).

Tanı: İPH tanısı klinik olarak konulan bir hastalıktır.

Tanı için değişik tanı kriterler geliştirilmitir.

Bunlardan en yaygın kullanılanı Hughes ve arkadaşlarının 1992 yılında geliştirdikleri üç basamaklı tanı sistemidir (tablo-5) (69,83).

TABLO 5: İdiyopatik Parkinson Hastalığının Klinik Tanısı

Adım: Parkinsonian sendromun tanısı:

serebeller veya proprioseptif fonksiyon bozukluğunun neden olmadığı postural instabilite.

Adım: İPH için dişlama kriterleri:

nöroleptik kullanımı,

hidrosefali veya beyin tümörü gibi belirli bir nedenin saptanması.

Adım:İPH için destekleyici kriterler:

Ayırıcı tanı: İPH tüm parkinsonizm tablolarının %80’nini oluşturur.

Parkinsonizm yapan durumlar Tablo-6’da verilmiştir (84).

TABLO 6: Parkinsonizm Sınflaması I- Primer (İdiyopatik) Parkinsonizm

Semptomatik) Parkinsonizm

İnfeksiyöz: Postensefalitik,

yavaş virüs enfeksiyonları,

İlaçlar: Dopamin reseptör blokerleri,

Toksinler: MPTP,

Vasküler: Multienfarkt demans,

Binswanger Hastalığı

Travma: Boksör ensefalopatisi

Hipoksi

Metabolik

Hemiparkinsonizm-hemiatrofi

Diğer: Beyin tümörleri,

Normal basınçlı hidrosefali,

Siringomezensefali

III- Heredodejeneratif parkinsonizm

Huntington Hastalığı

Wilson Hastalığı

Haller Vorden- Spatz Hastalığı

Familyal Olivopontoserebeller atrofi

Familyal bazal ganglion kalsifikasyonu

Seroid-lipofuksinoz

Gerstman-Strausler-Scheinker Hastalığı

Machodo-Joseph Hastalığı

Periferik nöropatili ailesel parkinsonizm

Nöroakantositoz

Lubag (Flipino X’e bağlı distoni ve parkinsonizm tablosu)

Striatal nekrozlu mitekondrial sitopatiler

IV- Parkinson Plus Sendromlar

Progresif supranükleer parezi

Kortikobazal-Gangliyonik dejenerasyon

Multisistem Atrofiler (MSA) •

Shy-Drager sendromu (MSA-A)

Striatonigral dejenerasyon MSA-P) 21

Sporadik olivopontoserebeller atrofi

Guam’ın parkinsonizm-demans-ALS kompleksi

Parkinsonizm-primer demans kompleksi

Progresif pallidal atrofi-pallidonigral dejenerasyon –

Pallidopiramidal hastalık

PARKİNSON HASTALIĞI VE HUZURSUZ BACAK SEDROMU İLİŞKİSİ

PH ve HBS ile ilgili etyolojik ve patofizyolojik bilgiler hale sınırlıdır.

Şimdiye kadar elde edilen bilgiler HBS ve PH’nın birbirleriyle bir çok bakımdan benzediğini,

ancak bu iki hastalığın kendi semptomolojileri içinde major farklılıklar gösterdiği yönündedir (27).

Bu iki hastalık bozulmuş bir dopaminerjik sistem nedeni ile akatizi ve nokturnal motor fluktuasyonlar göstermesi,

dopaminerjik tedaviye iyi yanıt vermeleri,

belirgin uyku bozukluğu sebebi olmaları,

ileri yaşla birlikte artan prevalans ve kronik progresif seyirleri gibi bir çok ortak görünümü paylaşırlar (13).

PH’nın iyi saptanmış semptomlarının temelini en çok nigrositriatal sistemde olmak üzere santral dopaminerjik tr